Eylül 21, 2008 - Ben...Ben aslında çok korkuyorum-8
Eve girdiğinde kendini çok bitkin hissediyordu genç kız. Her şeyi odasına fırlatır gibi atarak banyoya geçti. Bu kadar güçsüzken odasında kalamazdı. Resimlerin, çiçeklerin ve ona ait her şeyin olduğu bir yere atamazdı adımını. Duşu açtı ve sonra uzun uzun seyretti önce. Suyun sesini dinledi, hiç ağlamadığı kadar ağladı derken. Ağladı… Ağladı… Ağladı… Küçük bir odanın içinde üç kişiydi birkaç saat önce, şimdi ise kocaman bir evin içinde yapayalnızdı. Duştan çıkar çıkmaz giyinip dışarı attı kendini. Beşiktaş sahilinde eskiden çay bahçelerinin bulunduğu o boş betona oturdu ve sessiz sedasız izlemeye başladı denizi. Etrafın sessizliğini fırsat bilmiş ilerliyordu elinde fotoğraf makinesi Selim, birden tanıdık birini görmenin merakıyla daha bir dikkatli baktı deniz kenarında oturan kıza. Sonra aldı eline fotoğraf makinesi çekmeye başladı, sürekli çekiyor, her anı kaydediyordu. Yağmur her şeyden habersiz dalıp gitmişti öyle… Ölümü düşünmek üşütüyordu içini. Olabilirlilerde dolaşıyordu aklı sürekli. Sürekli ya olursa diyordu kendi kendine. Ya gerçekten… Sonra duruyordu, düşünmek yoruyordu onu, asıl yoran ise tek başına kaldırmaya çalışmasındaydı. Sürekli bir şeyler geliyordu aklına o kovalıyordu. Sonra başka bir şey daha gelip dadanıyor ve kemiriyordu ruhunu. Hiçbir şey yok elimde diye geçirdi. Yaptığım hiçbir şey yok, şu hale bak… Şimdi de hep aynı hiçlikte kalacağımı biliyorum. Çünkü belki de zamanım bile yok… Offff…. Gözleri doldu derken, ama o kadar büyüktü ki içindeki sancı akmıyordu damlalar. Hapsolmuştu da sanki sadece belli belirsiz çıkıyorlardı bir bunalım anında. Çok korkuyorum, Allah’ım çok korkuyorum. Yağmur’un yüz ifadesi sürekli değişiyordu ve Selim bir anını kaçırmamak için ayırmıyordu gözlerini ondan. Uzun zaman olmuştu görmeyeli genç kızı özlemişti de aslında. Bir yandan gidip yanına çökmek istiyordu diğer yandan biraz daha bekleyip doya doya çekmek resmini. Yağmur pek sevmezdi resim çektirmesini biliyordu, bu yüzden zaten ses etmeden, varlığını göstermeden devam ediyordu bir bir karelemeyi. Bilmiyordu, aslında gidip yanına otursa Yağmur’a daha bir faydalı olacaktı şimdi. Telefonunu aldı eline genç kız, baktı uzun uzun… Sonra Nur geldi aklına… Sesini anımsadı, söylediklerini… Neden devamını getiremiyorsun. Getiremem… İyi ama neden? Hakkım yok belki, belki de gerek yok. Bir işe yaramayacaksa yazmamın ne anlamı var. Gururumu incitmenin. Telefonu tekrar koydu çantasına. Ne çok ihtiyacım var oysa sana, Korkma demene, korkmamaya ne çok ihtiyacım var… Tam o sırada Selim çöktü yanına, birden sert bir bakışla döndü genç kız yanına çöken adama. Selim… Gülümsedi Selim, Hala denize mi atıyorsun sen sıkıntılarını, bıktı kızım senden bu deniz. Ne bu böyle İzmir’de ayrı çektirirsin burada ayrı … Deli, nerden çıktın sen? Elindeki fotoğraf makinesine baktı sonra, Aşkını da ayırmıyorsun bakıyorum yanından, her zamanki gibi elinde maşallah. İçinde neler var bir bakayım mı? Hızla çekti Selim fotoğraf makinesini. Hayırrrrr dediYağmur gülümseyerek. Evettttt Ya inanmıyorum sana, hemen siliyorsun onları. Of kızım ya süper resimler vallahi, hem sanat engellenemez. O zaman bakmama izin ver bari… O sırada titredi birden Yağmur, sert bir rüzgar esmişti de sanki içi titremişti birden. Üşüdün sen, hadi gel şurda bir kahve içelim bakarsın hem dedi Selim. Olur anlamında salladı başını Yağmur, ama içindeki ürpertiye bir anlam veremiyordu ve aklı titremesinde kalmış bir şekilde Selim’in dediklerini duymadan ilerliyordu… Meral BİLGİÇ Devam Edecek
|