Aşk her zaman vardı...

Eylül 6, 2008 - Ben... Ben aslında çok korkuyorum-7

Kategori: Korkuyorum...
Uyku odasına geldiğinde hiçbir şey düşünmüyordu yaşlı çift dışında. Ölümün güzeli olur muydu bilmiyordu ama eğer varsa ona tanık olduğunun farkındaydı. Görevli gülümseyerek yapması gerekenleri söyledi Yağmur’a. Onun dediği gibi uzandı yatağa, üzerine bağlanan kabloları inceledi uzun uzun.

Bunlar, uyku sırasında vücudunuzun seyrini inceleyecek. Bakın buraya bağlı ve burası…
Kalbin ve akciğerlerin ne durumda olduğunu gösterecek ben uyurken.
Yabancı değilsiniz sanırım
Sayılır, küçükken bu kablolarla çok karşılaştım.
Gülümsedi sonra neyse özlemiştim onları ama koşturmayacaksınız umarım.

Genç adam bakarak güldü ona, yok merak etmeyin istediğim tek şey uyumanız. bir şeye ihtiyacınız olursa ben içerdeyim.

Peki dedi Yağmur, odadan çıkmasını bekledi doktorun. Ardından karanlık odada kaldı bir başına. Uyku terk edeli çok olmuştu onu, geceleri gözlerine bir perde iner, olanları hatırlatır ve çalardı uykularını genç kızın. Şimdi ise buna izin vermemek zorundaydı. Düşünmemeliyimİyi ama nasıl, neyi düşünmeliyim. Şuraya bak, bir sürü kablo ve ben. Birde karanlık. İçi sıkıldı iyice, kalktı yattığı yerden, o sırada bunu fark eden doktor girdi içeri.

Bir şey mi istiyorsun?
Evet
dedi genç kız usulca. Soran bakışlarla baktı ona genç doktor. Bir tutam uyku belki sizde bunu sağlayacak bir...
Uyku ilacı?
Evet, mümkün mü?
Kendin uyumayı başarmalısın ama!
İstisna yapsak, yoksa ne ben uyurum nede size rahat veririm doktor.

Belki dedi genç adam içeri girerek, sonra bir yere telefon açtı ve elinde bir ilaçla girdi içeri.
Seninle ilgilenen arkadaşıma sordum verebileceğimi söyledi al bakalım,

Teşekkür ederim diyerek aldı Yağmur ilacı. Nedendir bilinmez doktorun çıkmasını bekledi ve ardından tek bir hamlede yuttu. Uzandı tekrar yatağına, hiçbir şey düşünmüyordu sadece, sadece ağlıyordu. Hıçkırıklarını tutuyor ama gözyaşlarına engel olamıyordu.

Nerdesin? Söylesene nerdesin. Burada sana bu kadar ihtiyacım varken neden yoksun? Keşke sana mesaj atabilecek kadar güçlü olsaydım ama korkuyorum. Benim için üzülmeni ve gelmeni istemiyorum çünkü. Çünkü beni istemeyen birine, lanet olsun sana ihtiyacım var gel deme düşüncesi incitiyor gururumu. Bu kadar çok kırığın arasında acıyan tüm yanlarım engelliyor beni. Tekrar tekrar batıyorlar yüreğime de tüm korkularıma inat susuyor kelimelerim. Oysa sana yazmak için bahane bile aramazdım ki ben, tek bir kelime bile yeterdi. Bahane olmadan özgürce yazardım sana, korkmazdım zaten o zamanlar bu kadar. Hem sen zaten şimdi burada olurdun değil mi?

Düşündükçe daha çok akıyordu gözyaşları genç kızın, gözlerinin ağırlaştığını fark ettiğinde usulca sustu kelimeleri, gözlerindeki yaşlara dokunmadı hiç. İyi geceler dedi tüm korkularına ve uyudu… Kendisini neyin beklediğini bilmediği bir hayata karşı sustu ve sadece uyudu…

Bildiği tek şey artık fazla ağır geliyordu her şey, her şey gitgide daha fazla büküyordu sırtını. Ve yardım edecek kimse yoktu çevresinde. Hayat bazen acımasız davranıyordu işte ve o da başa çıkmaya çalışıyordu nasıl yapacağına bilmeden. Derin bir sessizlik hakimdi geceye, Yağmur gözlerini kapadığında ay bulutların arkasında kalmıştı ve gökyüzünde tek bir yıldız parlamıyordu sebepsiz. Sanki derin bir uykudaydı gecede. Sanki rüzgar tatlı bir ninni gibi dağılmıştı da geceye her şey suspus olmuştu.

Ne çok yıldız var aşk burada.

Bu sözler çıktığında ağzından yüreğinde garip bir sızı belirdi genç kızın. Başı gökyüzündeydi ve yıldızlar, yıldızlar o kadar güzel ve çoktu ki şaşkınlığını yok edemiyordu. Ama asıl şaşkınlığı elinin üzerinde hissettiği sıcaklıktı ve dilinden dökülenler. Kafasını çevirmeye korkuyordu. Aşk demişti ama Aşk çoktan gitmişti. Rüyada olduğunu hissediyor ve rüya bile olsa onu görecek kadar güçlü olmadığını hissediyordu. Sonra çın diye bir ses duyuldu, bir yudum aldı soğuk biradan. Ve toplayıp kendini çevirdi başını. Gülümseyerek ona bakıyordu işte, gülümsedi…

Seviyor musun beni sen?
Sıkılmadın mı bu soruyu sormaktan Aşk?

Hayır, sevmiyor musun yoksa? Diyerek astı suratını.
Seviyorum eşek dedi genç adam
Gerçekten? dedi Yağmur.
Gerçekten…

Sarıldı Yağmur sevdiği adama, bende seni seviyorum… Gerçekten seviyorum dedi. Kokladı defalarca, teninin sıcaklığında bırakmak istemedi genç adamı. Rüyada olduğunu biliyordu ve bitecek bir hayal olduğunu düşünerek uzun uzun sarılıyordu ona. Sonra tekrar çevirdi gökyüzüne başını, sen varken daha bir parlıyorlar aşkım bunlar. Dedi sessiz sedasız içinden. Duymadı genç adam, elini tutuyordu, tüm benliğine dağılıyordu özlemi ve tekrar tekrar sarılmak istiyor sonra sebepsiz vazgeçiyordu.

Yağmur Hanım…

Gözlerini açtığında hemşire gülümseyerek baktı ona, günaydın ama saat 12:00 oldu. Eh baktık uyanmayacaksınız.

Biraz daha uyumayı ne çok isterdim diye geçirdi içinden. Üstündekiler çıkardılar derken ve kalktı yattığı yerden. Odasına doğru ilerlemeye başladı. Bu sefer hiç bir şey düşünmüyordu, istediği tek şey bir an önce odasına gitmekti. Zaten hazırlanmaya başlaması da gerekiyordu. Beş olmadan çıkışını yapmalıydı hastaneden.

Odaya girdiğinde Serkan’ı beklerken gördü.
Serkan?
Hazırlanmana yardım etmek istedim sadece.


Kızamadı, ne demeliydi bulamadı. Sustu, sadece peki dedi ve sustu. Telefonuna baktı umutsuzca, hani rüyasında görmüştü ya belki dedi. Belki… Arayan kimse yoktu, tek bir çağrı bile gelmemişti. Güldü, şaşırmamıştı hiç. Derken çantasını hazırladı, doktorun son kez gelip konuşmasını beklemeye koyuldu ardından. Serkan o sırada acıkmış olacağını düşünerek kantine indi, Yağmur’a bir şeyler almak için. Yaşlı kadın izliyordu sadece dedi kendi kendine.
 
Yağmur usulca oturdu Nur’un yanına, ellerini tuttu. Sadece bakıyordu…

Gece uzun sürdü senin için galiba güzel kızım. Gözlerin…
Bir an gözlerini ovdu Yağmur… Gözlerim dedi korkarcasına…
Gözlerin şişmiş; dün korkmaz mısınız derken aslında. Devam etmedi, sözlerini yersiz buldu. Neden sonra aklına geldi,

Kim aramış dedi yaşlı kadın.
Kimse…
Nasıl kimse, telefonun çaldı… Açacaktım ama bunu isteyip istemeyeceğini bilemedim.
Çaldı mı? Çağrı gözükmüyordu ama…


İçindeki yangın devleşti birden. Kim arardı ki onu. Annem sanırım dedi içinden.
Çağrılara bak yavrum.
Telefonunu eline aldı, son çağrıları açtı ve sadece kaldı. Öyle baktı kaldı. Nur gülümsedi. Şaşkınlık mı yoksa endişe mi bu yüzündeki.
Yatağına oturdu Yağmur, bilmem hiç biri sanırım. Aramasını beklemiyordum, yani en son, buraya yatmadan önce çektiğim mesajdan sonra…

Sen alıştın bana sanırım bak konuşmaya başladın. Susma kızım, hazır başlamışken dök bakalım biraz kendini. Hafife alma bu yaşlı kadını belki alır biraz sırtındaki ağırlıklardan.

Yatağının yanını işaret etti. Yağmur kalkıp gitti. Konuşmak istiyor ama diline gelen tüm kelimeleri iflas ediyordu. Yorulmuştu artık, anlayamadığı her şeye suskunlaşmıştı. Telefonu açıktı hala, Nur bir bardak su aldı yanındaki sehpadan. Uzattı ona. Aldı kana kana içti Yağmur.

Neden aramıyorsun?
Arayamam…
Neden, en azından niçin aradığını anlarsın.
Korkuyorum arayamam.
Korkuyorsun ama sevmekten bıkmıyorsun. Bak ne yazıyor orda, bak ve söyle bana…


Aşk diye geçirdi içinden, ve aşktan korkuyordu. Adı aşktı ya hani sesini duymaktan gerçekten korkuyordu. Duyduğunda buradayım ama korkuyorum ne olur gel demekten korkuyordu.

Korkularını anlıyorum dedi Nur, çağırmaktan korkuyorsun ama daha ne kadar başa çıkabilirsin korkularınla. Hadi ara!

Yağmur çevirdi numarayı, bir yandan da ne diyeceğini bilmiyordu. Merhaba beni aramışsın mı yoksa sadece alo diyerek karşıdakini mi beklemeliydi bilmiyordu. Kapatmayı bile istedi ama Nur dikmiş gözlerini ona bakıyordu.

Telesekreter çıktığında rahatladı birden sebepsiz, kapalı telefonu dedi. Birkaç dakika sonra tekrar deneyeceğini biliyordu ama yine de zaman biraz iyi gelmişti ona.

Biliyor musunuz, buraya yatmam gerektiğini öğrendiğimde, daha doğrusu ilk belirtiler de çok korkmuştum. Ablam doktora gitmemi söylediği için geçti hepsi dedim. Sonra hazır işsizken çıktım geldim buraya. Doktorun sözlerini bile dinlemedim, yatmanız ve tahliller yapmamız gerek dediği zaman. O an istediğim tek şey deniz kenarında oturmaktı saatlerce. Peki diyerek çıktığımda hastaneden istediğim tek şey, galata köprüsüne gitmekti. Hiçbir şey düşünmedim sadece gittim. Oturup ayaklarımı uzattım denize doğru ve sadece izledim saatlerce. Eve döndüğümde arkadaşta kalacağım yalanını uydurdum önce. Odama çekildim, ağladım… Gülümsedi, çok güçsüzüm sanırım hemen ağlayabiliyorum ben.

Yargılama kendini, senin gibi ağlayabilmek isteyen kaç kişi var biliyor musun?
Var mı gerçekten. Diye sordu Yağmur, başını salladı yaşlı kadın. Sanki mühürlü dili açılmıştı birden, Nur’un sıcaklığı bir nebze bozmuştu suskunluğu.
Sonra ona mesaj attım. Gösterme bana kendini dedim, alışmaya çalışıyorum sensizliğe, sevmemeyi öğreniyorum seni…

Yalan söyledin dedi Nur…

Evet, yalan söyledim, aslında yalan değildi kendimi de inandırmıştım belki kim bilir. Önce kendini inandırmakla başlamaz mı her şey. Ondan sonra da buraya geldim işte. Bu nedenleydi bugünkü şaşkınlığım…

Telefonu aldı eline tekrar, ulaşılamıyordu yine. Bıraktı aramaları.
Sanırım öğrenmemem gerekiyor arama sebebini dedi. Nur dinliyordu sadece, biliyordu çünkü Yağmur’un istediği tek şey dinlenmekti.

Ne yapmalıyım bilmiyorum, yani ayrıldığımızdan beri, akbaba gibi doluştu herkes çevreme. Kimseyle görüşmüyorum. Birkaç kez arkadaşlarla buluşayım dedim, konuyu hep ona getirdiler. Merak, merak kötü bir şey. Meraklarını geçtim… Hep bir şekilde kötülemeye çalıştılar onu. Zamanında gördüklerinde gülümserlerdi oysa ki. Susturdum hepsini. Ayrılmamız sevdiğim insan hakkında kötü konuşturmam anlamına gelmiyordu. Yapmazdım böyle bir şeyi asla. Ben tek kelime edemezken kimse bunu yapamazdı. Sonra arkadaşlarımın hepsini eledim hayatımdan. Kız erkek kim varsa çıkardım. Hep söylerdi bana, dediği gibiydi. Benim arkadaşlarım maskelere dolaşıyorlardı. Şimdi ise şu halime bakın, korkuyorum ve kimse yok… Maskeleriyle olmasın zaten yanımda kimse ama keşke…

Keşke o olsaydı…
Evet olsaydı bu kadar korkmazdım çünkü ben…
diye cevap verdi Nur'a genç kız.

Serkan girdi o sırada içeri, elinde yiyeceklerle. Nur baktı Yağmur’a.
Serkan aç değilim demiştim sana.
Yemelisin ama, görmüyor musun zayıfladın.
Serkan…
Neden izin vermiyorsun Yağmur, neden açılmıyor iyice kapanıyorsun.
Uzatma evladım
dedi Nur, sustu Serkan. Doktor geldi o sırada içeri.
Bugün çıkışınız için imzaladım kağıtları ama bayram sonu tekrar gelmeniz gerek.
Biliyorum…

İyi günler o zaman dedi çıkmak üzereyken Yağmur söze girdi yeniden.
Bu kadar mı?

Gülümsedi doktor, başka ne söylememi istiyorsunuz?

Uyku testi mesela.
Yeniden yapacağız siz gelince, emin olmamız gereken şeyler var. Bu arada verdiğimiz ilaçları içmeyi unutmayın. Böylece kanamayı durdurabiliriz en azından…
Nelerden emin olmanız gerek?
Tekrar yaptığımızda söyleyeceğim
. Çıktı kapıdan doktor, Yağmur sadece baktı ardından.

Gitsek iyi olur artık dedi. Nur’a sarıldı, burada olur musunuz siz diye sordu.

Elbette güzel kızım, benim çıkmama daha çok var merak etme sen.

Hoş çakalın, biliyor musunuz?


Biliyorum güzel kızım sende bana iyi geldin dedi. Sonra kulağına eğildi, ara ve yen korkularını.

Hastaneden çıktıklarında saat dördü geçmişti, otobüste ilerlerken mesaj attı dayanamayıp. Beni aramışsın döndüm ama ulaşılamıyordu. İyi bayramlar yazdı sadece, yolladı derken. Ve çantasına attı telefonunu. Serkan yanındaydı, nedensiz daha çok bunaltıyordu bu onu. Bir an önce eve gidip duşun altına atmak istiyordu kendini.
Evin önüne geldiklerinde Serkan bir davet bekledi, ama Yağmur teşekkür edip ilerledi apartmana.

Yağmur… Usulca döndü Serkan’a genç kız,
Bir şey söyleme Serkan. Teşekkür ederim ama daha fazlasını bekleme lütfen. Ve girdi içeri. Bayram yaklaşıyordu, hayatında ilk defa bir bayram onu neşelendirmiyordu oysa. İlk defa bir bayram tüm korkularıyla baş başa kalacak ve güçlü olmaya çalışacaktı…

Güçlü olmak…

Zordu onun için, şu sıra çok zordu…

Meral Bilgiç
Devam Edecek


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2008-10-16 20:59:11 - selam

Yazan: sevimlitirtil
darağacında şimdi
çocukluk hayallerim
her birine
bir "sen" gerekli

**

Selam cnm bi uğrim dedim :)
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ne geliyorsa içinden, o dökülür kaleminden.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım