Aşk her zaman vardı...

Eylül 4, 2008 - Ben... Ben aslında çok korkuyorum-6

Kategori: Korkuyorum...

Küçük  bir  odanın  içinde üç kişi. Pek paylaşacak bir şeyleri yok aslında korkuları dışında. Birbirlerini çok fazla da tanımıyorlar hani, yani uyumadıkları sürece ne anlatabilirlerse o.

Kimseleri istememişti yanında ama işte şimdi yakalanmıştı Serkan’a. Elindeki çiçekleri görünce içi gitti bir anda, yoldan alelacele alınmış oldukları belliydi. Evdeki çiçeklerini düşündü, kuruttuklarını. Onlarda alelacele alınmış ve getirilmişti. Soluktular belki bu yüzden ama çok güzel gözüküyorlardı, her baktığında mutluluk çıka geliyordu gönlüne. Geliyordu… Eskiden…

 

İçeri sen o çiçekleri nasıl soktun evladım dedi adı gibi yüzü de nurlu olan kadın gülümseyerek. Yasak bilmiyor musun?

 

Serkan utandı bir an, biliyorum ama soktum işte ne bileyim. Ayaklarındaki galoşları gösterdi. Ağzındaki maskeyi çıkardı derken. Bunlar neden  gerekli?

 

Gülümsedi tekrar Nur genç adamın söylediklerine.

Girerken bakmadın mı hangi bölüme girdiğine, buradaki insanların çoğu kemoterapiye giriyor. Vücutları mikroplara karşı dirençsiz anlayacağın…

 

Kemoterapi sözüyle buz kesti Yağmur’un yüreği. Birden bir sancı gibi girdi koynuna korku… Hazırlıklı olması gereken bir şeydi ama hazır hissetmiyordu. Korkuyordu çok korkuyordu. Daha sadece ihtimal aşamasındaydı her şey ama düşüncesi bile ürkütüyordu onu. Birden en kötüsünü düşünmeye başladı derken. Anlık görüntüler geldi gözünün önüne. Yavaş yavaş eridiğini düşündü mesela, saçlarının gittiğini…  Her şeyi bir anda aklına getirdi. Tüm resimler havalarda uçuşuyordu ve o her resimde biraz daha korkuyordu.

 

Serken kemoterapiyi duyunca endişeli bir şekilde Yağmur’a baktı…

 

Sende…

Hayır dedi Yağmur belli belirsiz. Nur endişeleri fark edince girdi söze, onun hiçbir şeyi yok inşallah, kontrol diyelim biz. Daha güzel. Bir şey çıkmıcak güzel kızımızda.

 

Çıkmıcak değil mi diye geçirdi içinden genç kız, yalvarır gözlerle bakarak Nur’a… Anladı da sanki yineledi sözünü Nur…

 

Çıkmıcak…

 

Refakatçi kalınabiliyor mu diye sordu Serkan, havada uçuşan kokuları dağıtmak için. Yağmur gözlerinin içine baktı o sırada genç adamın. Endişesini görüyor ama bu onu daha fazla üzüyordu. Daha fazla korkuyordu sebepsiz. Hani hep karşılaştırır ya insan gidenleri, aklına geldi yeniden… Olsaydın diye geçirdi içinden. Olsaydın korkmazdım ki hiç ben…

 

Sonra gerek yok dedi Serkan’a. Zaten yarın çıkacağımda.

Yarın mı?

Evet, bayram geliyor. Kalmamın bir anlamı yok ki. Zaten ablam, annem herkes arkadaşta biliyor, endişelendirmek istemedim kimseyi.

Sonuçlar peki, sonuçlar yarın mı belli olacak?

Hayır, haftaya Pazartesi belli olacak sonuçlar.

Bayram…

Evet, bayramdan sonra. Konuyu kapatalım mı ne dersin.

Peki dedi Serkan.

 

Yağmur sehpaya koyulan çiçeklere bakıyordu, kırılmayacağını bilse alıp dolabın içine koyacaktı görmemek için ama; ayıp olacağını biliyor bu nedenle mümkün olduğunca görmemezlikten geliyordu.

 

Oturabildiği en geç saate kadar oturdu genç adam ve yarın geleceğini söyleyerek ayrıldı odadan. O çıkar çıkmaz çiçekleri alıp dolabın içine koydu genç kız Nur’un anlamsız bakışları arasında. Ama hiçbir açıklama yapmadı o. Hiçbir şey söylemedi. Hırkasını aldı sırtına ve kantine indi usulca. Bir bardak sıcak çay aldı eline, havanın serinliğinde kendine gelmeye çalıştı. Binlerce düşünce dönüyordu aklında, binlercesi kayboluyordu. Korkuları, endişeleri, hüzünleri, yalnızlığı… Hepsi bir bir dikiliyor ve o tek tek kovuyordu… Gök gürültüsüyle geldi kendine, sıyrıldı düşüncelerinden ve hızlı adımlarla döndü odasına.

 

Bende sizi arıyordum, birazdan uyku testine alacağız sizi. Kaybolmayın…

Peki diyebildi usulca…

Şey, ne kadar sürecek bu test.

Bir gece, yani orada uyuyacaksın dedi hemşire gülümseyerek ve çıktı odadan.

 

Nur’a baktı, yalnız kalacaksınız bu gece.

Merak etme kızım sen beni.

Ben olsam korkardım yalnız kalmaktan bu odada.

Yalnız olacağımı kim söyledi bakalım, dedi kitaplarını gösterdi…

Gülümsedi genç kız tamam o zaman diyerek hemşirenin seslenmesini bekledi bir süre. Ve aynı ürkeklikle koyuldu koridorda yürümeye.

 

Aynı yaşlı çifte baktı, odaları boştu. Bir kalabalıkla karşılaştı sonra… Sonra gözlerinde yaşlarla koltuğa yığılmış kadını gördü. Gözleri doldu. Elleri yalnız kalmıştı yaşlı kadının, artık dünyada tek başınaydı…

Gidip sarılmak istedi deli gibi, hani gidip sarılıp onunla beraber ağlamak…

Yapamadı, usulca geçti yanlarında, yüzüne bile bakamadı…

 

Meral Bilgiç

Devam Edecek


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ne geliyorsa içinden, o dökülür kaleminden.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım