Aşk her zaman vardı...

Eylül 2, 2008 - Ben... Aslında çok korkuyorum...-5

Kategori: Korkuyorum...

Keşke…

 

Telefonuna baktı keşkelerini araladığı kapının ardından. Ölümü düşünüyordu bir yandan, canını acıtanın ne olduğunu bulmaya çalışıyordu.

Ölme ihtimali mi yoksa… Yoksa yalnız ölme ihtimalimi.

Hangisi daha fazla üzüyordu onu; ölümü düşünmek mi yoksa yalnızlıktan iyice güçsüz düşüp onu her geçen gün daha fazla özlediğini hissetmek mi? Bilmiyordu, hiçbir şey bilmiyordu. Gözlerindeki yaşlara engel olamayacağını anladığı anda, üstüne bir hırka alıp attı kendini hastanenin bahçesine. Hani sigarayı bırakmıştı, içmiyordu ya canı çekmişti işte. Gitti aldı bir paket. Bir sandalyeye çöktü derken. Yağmur dinmişti çoktan ama toprak kokuyordu her yer. Toprak kokusu garip bir şekilde huzur duymasını sağlıyordu. Paketi açarken rüzgâr sesler getirmeye başlamıştı ona, birkaç görüntü belki… Belki biraz mutluluk…

 

Aşk ama çok içiyorsun, hadi içme…

 

Elleri kalmıştı ortada, sigara paketi açılmak istendiği son anda açılmamıştı. Kaşla göz arasında bir sigara çalıp yakmıştı Yağmur,

 

Bana da ver o zaman…

Ama sen sigara içmezsin ki.

Hayır sen her içtiğinde bende içeceğim. Göreceğiz bakalım ne kadar seviyorsun beni.

 

Gülümsedi düşünürken, ben sigarayı bıraktım sevdiğim dedi, Paketi çantasına koydu. Gözlerinden akan damlalara karışmıyordu. Hani elinden gelse hıçkırıkları sarsacaktı havayı ama tutuyordu kendini.

 

Çok korkuyorum biliyor musun? Gerçekten çok korkuyorum. Düştüğümü hissediyorum, her kalkmak istediğimde daha çok battığımı. Her düzelecek lafının ardından şakalarına devam eden hayattan çok korkuyorum. Sen varken yoktu korkularım. Umutsuzluğa düşmezdim hiç. Sen varken asılmazdı da suratım böyle. Ben sen varken hiç korkmadım da zaten. Şimdi mi olmalıydı gidişin. Daha sonra olsaydı. Şimdi mi olmalıydı. Bu kadar güçsüzken, bu kadar ihtiyaç duyarken sana. Bu kadar özlerken… Bu…

 

Telefon çalmasıyla sustu tüm düşünceleri. Serkan arıyordu, açmakla açmamak arasında gidip geldiği bir anda açtı nedensiz.

 

Ne yapıyorsun tatlım, hava yağmurlu. Tam senlik…

Evet çok güzel.

Almaya geleyim mi seni, bir kahve içeriz.

Serkan biraz limoniyim, başka zaman.

Olmaz, hava al biraz da. Geliyorum bak, sahilde buluşuruz.

 

Hiçbir şey dinlemeden kapattı Serkan, emrivaki yaptı kendince. Bakakaldı Yağmur. Şimdi gelmiyorum dese uzayacaktı işler. Hastanedeyim dese… Gelecekti dinlemeden. Ama asıl sorun hepsinden farklıydı, Serkan’ın istediği gerçeklik başkaydı. Yüreğine girmek istiyordu genç kızın ve bu onu korkutuyordu. Korktuğu şey âşık olmak değildi, ya da hayatına girme ihtimali… Kalbi yeterince doluydu hani ya ihanet ediyormuş gibi hissediyordu Serkan her elini uzattığında. Belki tekrar eski geri gelmeyecekti ama yine de öyle hissediyordu işte.  

 

Gitmeme izin verme ne olur. Bırakma beni bu kadar güçsüzken. Kıyamazdın ya hani sen bana, hadi ne olur gel de tut ellerimi. Güç ver, gücü geçtim yalnızlığım senle ilgili aşk… Gel ve onu al şu sırtımdan. Kaldıramıyorum ağırlığını daha fazla. Ne olur…

 

Başını kaldırdı gökyüzüne,

 

Allah’ım ne olur…

 

Üşüdüğünü fark etti, gözlerindeki yaş kırıntılarını sildi eliyle ve çıktı odasına. Hiçbir şey söylemedi, çarşafı boylu boyunca çekti başına uyumak için uğraş vermeye başladı. Tam dalmak üzereydi ki telefonu çaldı yine.

 

Çıkıyorum ben şimdi,

Serkan…

 

İlaçlarınız geldi sesi duyuldu derken.

 

İlaç mı?

Televizyon izliyorum, ordan …

Yağmur,

Efendim?

Nerdesin, hangi hastane.

Ya Serkan neden bu kadar çok düşüyorsun üstüme.

Çünkü sana değer veriyorum.

 

Değer vermek diye geçirdi içinden. Verme bana değer diye bağırmak istedi. Sen değer verdikçe canım acıyor çünkü bende başkasına değer veriyorum.

 

Sustu tek kelime etmedi. Hayatın çizgisine baktı, yalnızlığını gidermek istediği aşk çok uzaktaydı ve yakınında ona aşkla bağlı başka biri. Belki o kişinin de yakınında ona başka bir aşkla bağlı farklı biri.

 

Bu böyle mi olur hep diye düşündü derken.

 

Yağmur,

Çapa’dayım Serkan.

Hangi bölüm… Nereye geleceğim ben?

 

Her şeyi söyledi telefonda Yağmur ve kapattı. Nur bakıyordu ona derken.

 

Geliyor mu?

Evet ama…

Ama aslında yalnızlığın onun gelişiyle de son bulmayacak.

Yalnızlığım artık pek son bulacak gibi gözükmüyor aslında. Belki de gerçek anlamda aşkla bağlı olan da o bana kim bilir?

 

Gülümsedi, aslında ne kadar acıydı söyledikleri. Damağındaki acımtıraklığı suyla geçiştirmeye çalıştı derken.

 

Son bulur yavrum dedi Nur gülen gözlerle ona. Bazen hayat beklediğimiz gibi gitmez, çok üstümüze gelir. Çok fazla vurur bazen ama sabrettiğinde de ödüllendirir. Sonra o ödülü de alır elinden. Önemli olanın aslında önemsizliğini vurgular yüzüne. Bu böyle sürer gider, yaşam garip bir şeydir ama yine de nefes almaktan vazgeçemeyiz bizler. Her seferinde yeniden mutlu oluruz aldığımız ödüllerle sonra yeniden elma şekeri alınmış bir çocuk gibi annemize muhtaç hissederiz kendimizi. Çok mu şey istiyoruz deriz kendimize…

 

Çok şey… Kişiye göre değişiyormuş büyüklüğü isteklerin. Ben azla yetinmesini bilirim derdim hep, hiçbir şey olmasın sevginden başka. Ama… Sevgisini vermek onun için en büyük şeymiş.

 

Sustu nur sözlerinin üzerine genç kızın. İçinde bulunduğu durumdan çıkmak ister gibi bir hali yoktu çünkü.

 

Beklemelisin dedi sadece ve sustu.

 

Yağmur başladı aniden derken, yağmurun sesiyle titredi genç kız. Üstüne bir hırka geçirdi. Pencerenin başına geçti yine.

 

Ben, eskiden hasta olmayı çok severdim biliyor musunuz?

 

Nur bakıyor ve dinliyordu.

 

Biraz aptalca ya da delice belki ama. Öyle sıcak sarılırdı ki bana, gözlerindeki endişe öyle titrerdi ki üstüme. İyileşeceğimi bilirdim hep. Çünkü o vardı ve … Getirmedi devamını…

 

Şimdi ise çok korkuyorum. Hasta olabilme ihtimalinden çok korkuyorum. Çünkü kimse onun gibi bakamaz bana, kimse onun gibi titreyemez yüreğime.

 

Ya da izin vermezsin… Dedi yaşlı kadın.

 

Evet, ya da izin vermem. Onun dokunduğu hiçbir yere başkası sürmemeli elini. Hak etmiyor çünkü bunu.

 

Ama kızım…

 

Ama kızım gitti ve izin vermelisin mi diyeceksiniz. Şu sıra olmaz, bu kadar çok onla doluyken… Bu hastalık durumu nereye kadar gidecek bilmiyorum, korkuyorum hem de fazlasıyla. Kimselere bir şey söyleyemiyorum endişelenmesinler diye. Eskiden olsa çoktan başlamıştım nazlara ama gerçekliği o kadar ürkütücü ki.

 

Pencereden dışarı bakmaya devam ediyordu konuşurken de bir yandan. O sıra da koşturarak gelen Serkan’ı fark etti.

 

Arkadaşım geldi dedi kapıya doğru hareketlendi. Sonra onu karşılamanın iyi olmayacağını düşündü birden ve oturdu yatağına.

 

Korkuyorum ve korkarken bile nerde olduğunu düşünüyorum onun. Hiç mi hissetmiyor içinde bulunduğum durumun diyorum. İçinde hiç mi …

 

Daha fazla düşünme dediği anda Nur Serkan elinde çiçeklerle girdi içeri. Yağmur gülümsedi zar zorda olsa. Serkan’ın gözlerindeki endişe tanıdık gelmişti. Ama sadece tanıdık. Onu gibi bakamıyordu.

 

Onun gibi bakamayacak kadar uzaktı.

 

Meral BİLGİÇ

Devam Edecek



EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ne geliyorsa içinden, o dökülür kaleminden.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım