Aşk her zaman vardı...

Eylül 24, 2008 - Ben...Ben aslında çok korkuyorum-10

Kategori: Korkuyorum___

İndiler bindiklerindeki mutluluk yerini çoktan bırakmıştı hüzne. Yağmur tek kelime etmiyor, Selim tanıdığı için onu ne olduğunu bile sormuyordu. Vapura yöneldiklerinde durdu Yağmur.

 

Ben giderim Selim. Sen evine git…

Ama…

Selim…

 

Selim ses etmeden diğer vapura doğru yöneldi. Yalnız kalmak istediğini fark etmişti genç kızın, ama uzun zamandır tanıyordu ya hani en güçsüz olduğu anların da bu yalnızlık zamanları olduğunu bilirdi. Yine de hayır seninle geliyorum demeyi beceremedi. Hiç becerememişti. Yağmur’u beş senden fazla tanıyordu ama hala çözememişti onu ve çözemediği için de hiçbir zaman hissettikleri doğrultusunda davranamamıştı ona karşı.

 

Yağmur vapurun yan tarafına geçti, üzerindeki monta sarıldı sıkı sıkı. Rüzgârı hissetmek istiyordu, üşümek fazlasıyla… Ruhunda ki soğukluğu böylece en aza indirgemeyi amaçlıyordu, umut ediyordu hani bedeni üşürse hissetmezdi kalbinin buz tutuşunu. Ya da bedeni üşürse benliğinin yangını söner diye düşünüyordu.

 

Vapur hareket etmeye başladığında ve rüzgâr yavaş yavaş hissettirdiğinde kendini, gözlerindeki buğuda belli etmeye başlamıştı buradayım demeye… 

 

Rüzgâr estikçe biraz daha sarılıyordu montuna ve biraz daha sessizleşiyordu. Hani normalde konuşmaya başlamış olması gerekiyordu, hani sorularıyla boğuşması, kendi kendine cevaplar üretmesi ama hiçbirini yapmıyordu. Sadece susuyordu. Düşüncelerini arıyordu her yerde, kelimelerini ama hepsi saklanmıştı sanki. Sanki hepsi kaçıyordu ondan. Susman gerek diyorlardı, dinlenmen düşünmemen… Hiçbir şey yoktu aklında, hiçbir şey.

 

Kıyıya yaklaşırken vapur kalktı yerinden, titreme aldı birden genç kızı. Üşümüştü, fazlasıyla üşümüştü ama buna rağmen hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu. Boş boş bakınıyordu etrafına, kaybolmuş gibi hissetti kendini. Bindiği otobüsün evine gittiğini biliyordu ama yine de garip bir kaybolma duygusuyla karşı karşıyaydı.

 

 

Sessizlik hiç bu kadar sessizlik yaşamamıştı o, alışıkta değildi ya hani belki de ondan kaybolmuş gibi hissediyordu kendini. Kimsesiz bir çocuk gibi ürkek bakınıyordu etrafına. Tanıdık bir yüz arıyordu.

 

Annesiyle dışarı çıkmış ve sanki bir anlık dalgınlığa gelip kalabalığa karışmış gibi hissediyordu kendini. Bir ses bekliyordu tanıdık, bir nefes… Ama yoktu, hiçbiri yoktu.

İstemsizce açtığında evinin kapısını, ablasını çoktan gelmişti. Kısa bir selam verdi sanki çok uzak bir akrabaymış gibi. Odasına ilerledi. Sessizdi kendi içinde de hala hiç bir şey düşünmüyordu. Telefonuna baktı oturup yatağına. Arayan son numaraları açtı ve bir mesaj yazdı. Aslında yazmak istemiyordu, yani istiyordu ama istemiyordu. Emin değildi duygularından, ilk defa hiçbir şeyden emin olmadığını hissediyordu. Birkaç kelime yazdı belli belirsiz. Yine de yazdıklarında neden aradın diye sormamıştı. Soramamıştı. Aslında hiçbir şey sormakta istemiyordu artık. Aramıştı, ulaşamamıştı…

 

Cevap verdim işte dedi kendi kendine, saygısızlık yapmadım.

 

Işıkları kapattı ve uzandı yatağına. Hala kayıp hissediyordu kendini. Arıyor ama bulamıyordu nereye ait olduğunu. Selim’i düşündü derken, okul zamanlarını. Gülümsedi. Çok şey yapmışlardı birlikte, parasız kalmışlardı ama kahkahalarla gülmesini hep başarmışlardı. Hiç bu kadar yalnız kalmamıştı da o zamanlar. Hatta bazen yalnız kalmak istiyorum diye veryansın ettiği bile olmuştu. Ama istediği yalnızlık bu kadar koyu olmamıştı hiçbir zaman.

 

En koyu yalnızlığı yaşıyordu yüreği; çırpındıkça, çıkmak istedikçe daha bir batıyordu içine. Nur geldi aklına, başa çıkamazsın demişti hâlbuki başa çıkamıyordu evet. Çok istiyordu tek bir mesaj atmayı…

 

Sana ihtiyacım var…

 

Üç kelimeydi yazacağı sadece ama yine de yapamıyordu. Muhtaçlık boyutuna girmemişti hiç, girmeyecekti. İster gurur olsundu bunu engelleyen ister başka bir şey.

 

Gözlerindeki buğu yağmur olup akmaya başladığında kaçtığı tüm gerçeklik çıkmaya başlamıştı dilinden.

 

Nerdesin? Sana ihtiyacım var, nerdesin?

 

Telefonu çaldı o sırada. Birden topladı kendini. Arayanın kim olduğunu düşünmedi bile. Mesaj bölümünü açtı, gülümsedi.

 

İyi misin Cadı?

İyiyim diye cevap verdi, bunun arkasının geleceğini biliyordu. Hep böyle yapardı Selim çünkü, susardı susardı, bir süre sonra yoklardı… Eğer cevap verirse de incik cıncık öğrenene kadar rahat vermezdi asla.

 

Yarın seni alacağım hazırlan. İddiayı kaybettin sonuçta diye yazdı Selim.

Peki dedi Yağmur. Şaşırdı verdiği cevaba tıpkı Selim’in pekiyi gördüğünde yaşadığı şaşkınlık gibi bir süre baktı mesaja. Sonra umursamaz bir edayla kapatıp telefonunu yattı ve gözlerini kapadı usulca… Rüyalarına saklanma düşüncesiyle bir an önce dalmak istiyordu ve tüm kayboluşlarını unutmak.

 

Meral BİLGİÇ

Devam Edecek



Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Eylül 23, 2008 - Ben...Ben aslında çok korkuyorum-9

Kategori: Korkuyorum___

 

Selim’in koş koş demesiyle birlikte birden hızlandı adımları Yağmur’un, derken kendini vapurda buldu. Güldü bir an,

 

Yine aynı Selim, ya biz buna neden bindik akıllım. İçseydik hemen ordaki bir çay bahçesinde.

Olmaz, seni bir yere götüreceğim ben.

Hımmm, nereye götürecekmişsin bakalım.

Eğer hala aynı Yağmur’san seveceksin merak etme.

 

Karşı kıyıya ilerledikçe düşünüyordu, ne yapacaktı orada. Ne geçiyordu Selim’in aklından. Asıl soru ise, karşı kıyıda ya hüznü tamamen dönerse yüreğine.  Bütün sorular bir bir geliyordu aklına ama o hiçbirini duymamaya çalışıyor, kendi sözleri etrafında yankılanıyordu sadece.

 

Vapur ilerledikçe düşüyordu aklına, vapur yaklaştıkça indiğinde onu bekleyen bir çift göz gelip takılıyordu gözlerinin önüne. Biraz buğu derken bir damla…

 

Hadi geldik…

 

Bir anda topladı kendini Yağmur, gereksiz ve belki de saçma bir güç gösterisine girdi derken. Garip ve bir o kadar da sığ olduğunu bildiği gülümsemesini taktı yüzüne ve takip etti Selim’i.

İndiklerinde hava biraz soğumuştu, üşüdüğünü hissetti ama umursamadı, bazen üşümek iyidir diye geçirdi içinden. Yürümeye başladılar sonra, bir dolmuşa bindiler ve indiklerinde karşılarında kocaman ışıklarıyla bir lunapark çıktı. Gülümsedi Yağmur,

                                                                                                                          

Ne  yine, hayır diyemedim nereye götürüyor bu deli dedin dimi bana dedi Selim bakarak ona. Cadı ben bilmez miyim nereleri seviyorsun sen?

 

Kocaman ışıklarıyla dönme dolaba daldı gitti derken, yüksekti, korkardı binmeye. Bir kez binmişti… Sadece bir kez, çünkü o zaman yanında… Düşünürken kızdı kendine genç kız, dağıttı tüm düşüncelerini. Selim bir anda yok olmuştu yanından, etrafına bakındı nereye gittiğini anlayabilmek içinki, Selim’in aniden önüne geçmesiyle irkildi birden.

 

Al bakalım, sen bunsuz yapamazsın

İnanmıyorum sana ya, hiçbir şeyi de unutmuyorsun deli sende.

Unutmam tabii, al bakalım…

 

Büyük bir iştahla açtı genç kız pamuk şekerin torbasını, ister misin diyerek uzattı Selim’e, Selim tam bir parça alacaktı ki çekti tekrar kendine.

 

Ahhh unutmuşum, sen asla paylaşmasın elindeki pamuk şekerse. Evet anlamında saldı başını Yağmur, pamuk şekerin tüm pembeliği bulaşmıştı gözlerine.

 

Lunaparkın içinde ilerliyorlardı, her yerde farklı bir oyuncak vardı, her yerde neşe dolu insanlar. Yürüdükçe neye bineceklerini anlamaya çalışıyordu Yağmur, derken dayanamadı daha fazla…

 

Eee, Selim dolaşacak mıyız böyle, binsek ya. Bir sürü oyuncak var.

Tamam yahu bineceğiz, ama en güzeline. Bak…

 

Atlıkarıncayı gördü Selim’in görüşmesiyle.

 

Hayır…

Nasıl hayır, az mı bindirdin bizi sen. Ne o artık sevmiyor musun?

Seviyorum da…

Eee…

Ben tek binmem ki…

Birlikte bineceğiz zaten cadı, unutmadım İzmir’de kaç tur attırmıştın bize.

Şimdi de atarız olmaz mı?

İstediğin kadar, hatta ilk kim bıkarsa ona diğeri ceza versin.

Tamam kim kaybederse diğeri kahve ısmarlasın.

 

Cezayı kendisi belirlemeye çalışıyordu çünkü Selim’e kaldığında başına gelecekleri tahmin edebiliyordu.

 

Yok artık, o ceza mı olur hayret bir şeysin… Hım ben kazanırsam istediğim kadar resmini çekerim.Sen kazanırsan da istediğin bir şeyi o anda yaparız.

Ama…

Ama ne?

Tamam anlaştık ne de olsa ben bıkmayacağım… Dedi gülerek Yağmur, derken hızlı adımlarla jeton bölümüne ilerlediler. Bir avuç jeton aldı Selim, adamın garip bakışları arasında uzattı ona.

 

Bunlar yetmezse indiğimizde alırız tekrar dedi ve birlikte yan yana duran iki ata bindiler. Birden gülmeye başladı Yağmur… Kahkahalarla gülüyordu, Selim ne olduğunu anlayamadı… Ama kahkahalara o da eşlik etti…

 

Ya biz neden gülüyoruz?

Şu durumda olduğumuza inanamıyorum ya, iki saat önce hastaneden çıkıp şimdi…

Hastane mi?

 

Birden keskin bir bıçakla kesildi kelimeler… Yağmur cevap vermedi, zaten atlıkarınca da dönmeye başlamıştı o sırada. Hafif hafif esen rüzgârı teninde hissediyordu genç kız, Selim onun bu mutluluğunu fırsat bilip fotoğraf makinesini çıkardı yerinden.

 

Ya yapma dedi Yağmur ama kızmadı da, hatta kendinden beklemediği bir edayla poz bile verdi nerdeyse… 

 

Atlıkarıncanın üstünde garip bir mutluluk sarmıştı genç kızın yüreğini. Çocuklar gibi hissediyordu kendini. Sanki uzun zamandır istemişti de gelmeyi, annesi tutup ödül olarak vermişti bunu ona.

 

Atlıkarınca döndükçe sanki her şey ardında kalıyordu, yüzüne vuran o güzel esintiyle birlikte önce geride bırakıyordu hepsini sonra tekrar bıraktığı yerden topluyordu onları. Sürekli ve sürekli bir kısır döngünün içinde ilerler gibi hissetti kendini.

 

Önce bıraktım diyorum ardımda seni, sonra dayanamayıp tekrar çıkarıyorum gün yüzüne. Ne zaman duracak geri dönmelerim ve özlemle sarılmalarım sana. Ne zaman son bulacak bu kısır döngü. Bitmesini istiyor muyum ya da. Tam unutmak üzereyken gözlerini ben getirmiyor muyum tekrar aklıma onları. Tam alışmışken bu soğuklara, sıcaklığını getirip hafızama ben değil miyim daha fazla üşümemi sağlayan. Şimdi burada bile garip bir mutluluğun içinde aslında yalnızlığın koynunda saklamıyor muyum kendimi. Ne olurdu yan tarafta…

 

Susturdu kelimelerini, birden sıkıldı canı. Serkan’a baktı fotoğraf çekmeye devam ediyordu ama bakışıyla birlikte anladı Serkan sıkıldığını.

 

İnelim artık dedi genç kız ve son turlarını attılar hüzünle birlikte.

                                                                                                                                       

 

Meral BİLGİÇ

Devam Edecek

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Eylül 21, 2008 - Ben...Ben aslında çok korkuyorum-8

Kategori: Korkuyorum___

Eve girdiğinde kendini çok bitkin hissediyordu genç kız. Her şeyi odasına fırlatır gibi atarak banyoya geçti. Bu kadar güçsüzken odasında kalamazdı. Resimlerin, çiçeklerin ve ona ait her şeyin olduğu bir yere atamazdı adımını. Duşu açtı ve sonra uzun uzun seyretti önce. Suyun sesini dinledi, hiç ağlamadığı kadar ağladı derken.

 

Ağladı… Ağladı… Ağladı…

 

Küçük bir odanın içinde üç kişiydi birkaç saat önce, şimdi ise kocaman bir evin içinde yapayalnızdı. Duştan çıkar çıkmaz giyinip dışarı attı kendini. Beşiktaş sahilinde eskiden çay bahçelerinin bulunduğu o boş betona oturdu ve sessiz sedasız izlemeye başladı denizi.

 

Etrafın sessizliğini fırsat bilmiş ilerliyordu elinde fotoğraf makinesi Selim, birden tanıdık birini görmenin merakıyla daha bir dikkatli baktı deniz kenarında oturan kıza. Sonra aldı eline fotoğraf makinesi çekmeye başladı, sürekli çekiyor, her anı kaydediyordu. Yağmur her şeyden habersiz dalıp gitmişti öyle… Ölümü düşünmek üşütüyordu içini. Olabilirlilerde dolaşıyordu aklı sürekli. Sürekli ya olursa diyordu kendi kendine. Ya gerçekten…

 

Sonra duruyordu, düşünmek yoruyordu onu, asıl yoran ise tek başına kaldırmaya çalışmasındaydı. Sürekli bir şeyler geliyordu aklına o kovalıyordu. Sonra başka bir şey daha gelip dadanıyor ve kemiriyordu ruhunu.

 

Hiçbir şey yok elimde diye geçirdi. Yaptığım hiçbir şey yok,  şu hale bak… Şimdi de hep aynı hiçlikte kalacağımı biliyorum. Çünkü belki de zamanım bile yok… Offff….

 

Gözleri doldu derken, ama o kadar büyüktü ki içindeki sancı akmıyordu damlalar. Hapsolmuştu da sanki sadece belli belirsiz çıkıyorlardı bir bunalım anında.

 

Çok korkuyorum, Allah’ım çok korkuyorum.

 

Yağmur’un yüz ifadesi sürekli değişiyordu ve Selim bir anını kaçırmamak için ayırmıyordu gözlerini ondan. Uzun zaman olmuştu görmeyeli genç kızı özlemişti de aslında. Bir yandan gidip yanına çökmek istiyordu diğer yandan biraz daha bekleyip doya doya çekmek resmini. Yağmur pek sevmezdi resim çektirmesini biliyordu, bu yüzden zaten ses etmeden, varlığını göstermeden devam ediyordu bir bir karelemeyi. Bilmiyordu, aslında gidip yanına otursa Yağmur’a daha bir faydalı olacaktı şimdi.

 

Telefonunu aldı eline genç kız, baktı uzun uzun… Sonra Nur geldi aklına… Sesini anımsadı, söylediklerini…

 

Neden devamını getiremiyorsun.

Getiremem…

İyi ama neden?

Hakkım yok belki, belki de gerek yok. Bir işe yaramayacaksa yazmamın ne anlamı var. Gururumu incitmenin.

 

Telefonu tekrar koydu çantasına. Ne çok ihtiyacım var oysa sana, Korkma demene, korkmamaya ne çok ihtiyacım var…

 

Tam o sırada Selim çöktü yanına, birden sert bir bakışla döndü genç kız yanına çöken adama.

 

Selim…

 

Gülümsedi Selim,

 

Hala denize mi atıyorsun sen sıkıntılarını, bıktı kızım senden bu deniz. Ne bu böyle İzmir’de ayrı çektirirsin burada ayrı …

Deli, nerden çıktın sen?

 

Elindeki fotoğraf makinesine baktı sonra,

 

Aşkını da ayırmıyorsun bakıyorum yanından, her zamanki gibi elinde maşallah. İçinde neler var bir bakayım mı?

 

 

Hızla çekti Selim fotoğraf makinesini.

 

Hayırrrrr dediYağmur gülümseyerek.

Evettttt

Ya inanmıyorum sana, hemen siliyorsun onları.

Of kızım ya süper resimler vallahi, hem sanat engellenemez.

O zaman bakmama izin ver bari…

 

O sırada titredi birden Yağmur, sert bir rüzgar esmişti de sanki içi titremişti birden.

 

Üşüdün sen, hadi gel şurda bir kahve içelim bakarsın hem dedi Selim. Olur anlamında salladı başını Yağmur, ama içindeki ürpertiye bir anlam veremiyordu ve aklı titremesinde kalmış bir şekilde Selim’in dediklerini duymadan ilerliyordu…

 

Meral BİLGİÇ

Devam Edecek


Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ne geliyorsa içinden, o dökülür kaleminden.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım