Aşk her zaman vardı...

Haziran 13, 2009 - İçinizdeki Küçük Çocuğu Kaybetmeyin...




Her insan belli bir yaştan sonra,
"hep çocuk kalsaydım keşke."
Der, her insan özler çocukluğunu... İster kötü ister güzel geçsin çocukluk dönemi; gene de çocuk saflığıyla yaşamak ister hayatını.
Nedendir bilinmez küçük bir çocukken ve daha annemiz elimizden tutup parka götürürken bizi oyun oynamaya; en büyük hayalimizdir büyümek ve kocaman bir adam olmak...
Düşünsenize bir kere o günleri...Hep büyüklere özenerek oynamaz mıydık oyunlarımızı? Öğretmencilik. ..Evcilik. ..
"Hadi bana komşu gel."
Derdi arkadaşım, annesinin yeni aldığı oyuncak fincanları göstererek. Büyük bir hazla yapardı yalancıktan kahvelerimizi. Sonra tipik sorular sorardık gülerek birbirimize;
"çocuklar nasıl?",
"çayın bitmiş bir tane daha ister misin?",
"yok ben kalkayım, yemek yapacağım daha.bana da gel."
Diyerek iç çeker, bir an önce büyümek için dualar ederdik. Böyle giderdi,hepimiz için, küçüklerin hayalindeki büyüklük halleri ve onları örnek alarak yarattığımız çocuk tiyatrosu...
Hep büyüyünce ne olacağımız sorulurdu da büyük bir gururla cevap verirdik.
"Doktor olacağım yok yok öğretmen..."
Her an bir meslek değiştirebilen başka hangi insanoğlu var çocuklardan başka?
Ne güzeldi o dönemlerimiz öyle değil mi?Ağladığımız yada korktuğumuz zaman babamızın güvenli kollarında huzur bulmamız, annemizin şefkatli kollarında, onun kokusuyla uykuya dalmamız...Ne güzeldi kardeşimizle yaptığımız oyuncak kavgaları.. Bir oyuncağı bile paylaşamazken , başka biri ona zarar vermeye kalktı mı nasılda koruma altına alır yada alınırdık kardeşimiz tarafından.
…………
…………
Ve... Ve...Zaman.. .O günlerin, deli gibi büyümek istediğimiz zamanın hızla akıp geçmesi, zamanın bizi yenişi...
Düşünün bir kere hangimiz kendimizi çaresiz hissettiğimiz zaman, iki büklüm olup cenin halini almıyoruz.Bir an için annemizin güvenli karnında olmak istemiyoruz. .Hangimiz ağlarken anmaz annesinin ismini yada duymak istemez onun şefkatli sesini? Babamızın güvenli kollarına sığınmak için neler verebilirdik acaba o anlarda?..
O kadar kaptırmışız ki kendimizi büyümeğe, büyüdüğümüzü anladığımızda çok geç olmuş belki de...

Peki şimdi yapabileceğimiz sadece,
"keşke çocuk kalsaydım."
Demek mi acaba?
Hayır, tabii ki değil; çünkü çocuk saflığıyla yaşayabilmek, yüreğimizdeki çocuğu çıkarmak kendi elimizdedir her zaman.
Lunaparka gidip de atlı karıncaya binmeyi deneyin mesela...Yada bir gün toplayın bütün arkadaşlarınızı saklambaç oynayın gecenin bir vakti çığlık çığlığa...Hayır..Hayı r..sakın utanmayın bunları yapmaktan, sakın utanmayın sizi mutlu eden bu şeylerden..Size tuhaf tuhaf bakan gözlere de aldırmayın, emin olun ki onların bakışlarının nedeni ayıplamak değil, bir nevi,
"keşke bende yapabilsem."
Düşüncesidir,siz mutlu olacağınız şeyleri yapmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyin.. En önemlisi de yüreğinizi o çocuktan uzak tutmayın..Hep sevin, sevilin, gülün ama; bir çocuğun kalbinin şeffaflığıyla yapın bunları...Böylece de daima mutlu olun...
Hem düşünün 70 yaşına da gelseniz hala biricik anne ve babanızın küçük yavrusu değil misiniz?

Yüreğinizdeki küçük sizi hep yaşatın ve hep yaşayın...



Meral BİLGİÇ
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 13, 2009 - Eski Zamanlardan da Önce




Eski bir tarihten fırlayıp gelmiş gibisin sevdiğim. Sanki çok eski zamanlardan kalma bir aşkın fısıltıları dokunmuşta kulağıma; yarım yamalak ona benzetiyorum bizi…

Öyle seviyorum ki seni, tıpkı eski zamani kadınları gibi…
Susmuş, gözlerimden akıyor sevdam mesela yüreğine, senin uyuduğun vakitlerde.
Bir rüya olup çıkıyor dudaklarından gecenin bir yarısı derken…
Derken geceyi çeviriyor aydınlığa, varlığınla sevgilim…
Gözlerimden yüreğine akan sevda ile aydınlanıyor her bir zerrem…

Senin uyuduğun vakitlerde…

Görmesen de farklı seviyorum seni ben sevgili, herkesten ve her şeyden farklılaştırıyor sevdam benliğini.
Ve sen bir anda doluyorsun içime…
Doluyor ama hiç gitmiyorsun…
Hiç terk etmiyorsun varlığınla yüreğimi…

Öyle seviyorum ki seni, sözlerim bile birleşmiyor senin karşında…
Kıskanıyorlar anla, anla nasıl da hayıflanıyorlar sana yazınca…

Oysa tüm yalnızlığım onlarla son bulurken şimdi hiç gelmiyorlar yanıma. Biliyorlar çünkü yalnızlığım senin gelişinle bitti, zaten bu nedenle sana olan kıskançlıkları,bu nedenle susup gitmeleri…

Az değil senin gelişinde başladı ve terk edişleri ile cezalandırdılar kalemimi..

Bundan önce bu kadar sevebileceğimi düşünmüyordum oysa, oysa dünyanın kötülükleri öyle kör etmişti ki beni, bilmiyordum bir gün çıkacağını karşıma.
Umursamıyordum hiçbir şeyi, olduğu gibi yaşıyor ve düşünmüyordum…

Sen gelmeden önce, hiçbir şeyin hayalini kurmuyordum…
Çabuk yılıyordum mesela, vazgeçiyordum…
Olduğu gibi bırakıyordum tüm sorunları, çok zora düştüğümde ise kayboluyordum ortalıklardan. Sığınıyordum anne kucağına, baba korumacılığına onarılmayı bekliyordum.

Sen gelmeden önce garip bir duygusuzlukla hareket ediyordu bedenim, sen gelmeden önce birçok şeye karşı inancımı yitirmiş beklemekteydim.

Bir anda, öylesine geldiğinde yanıma anlayamamıştım tüm varlığınla dolabileceğini, bilememiştim bu kadar çok sevdireceğini kendini.

İyi geldin laf arasında, iyi ki sevdim seni…

Düşünüyorum da geldiğinden beri, yeniden çıkarmaya başladım yastık altından hayallerimi, bir kuru dalla yeşile bürüdün tüm yüreğimi.
Geldiğinden beri daha bir umursuyorum dünyayı mesela, kötülüklerin zamanı gelince gideceğine de inanıyorum artık…
Artık eskisi kadar çabuk yılmıyorum mesela, sevmekten de korkmuyorum…

Tıpkı seni sevdiğim gibi…

Ah sevgili, geldiğinden beri ne çok şey değişti. Bir bilsen ne fırtınaları dindirdi ellerin, gözlerin ne deryaları susturdu da bir sessizlik, tatlı bir sessizlik bürüdü benliğimi…

Geldiğinden beri sevgili, geldiğinden beri nasılda yeşerdi dört bir yanım, bir bilsen ne çok seviyorum seni…

Eski bir tarihten fırlayıp gelmiş gibi yaşanan her şey. Sanki çok eski zamanlardan kalma bir aşkın fısıltıları dokunmuşta kulağıma; yarım yamalak ona benzetiyordum bizi…

Fark ettiğim anda ise gülümsedi yüreğim sevgili ; çünkü eski zamanlardan da önce sevmişim ben seni…



Meral BİLGİÇ

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Mart 8, 2009 - Sen dizime yattın diyordu kadın...

Sen dizime yattın, ben bir hikâye anlattım ve sen büyüdün diyordu kadın.
Adam annesine bakıyordu, bir şeyler söylemek istiyor ama tek kelime çıkıyordu dilinden…
Zor be anne, çok zor…

Zordu aşk evet, oldukça zor yaşanırdı ama insan çıkarırdı zorlukları karşısına. Gördüğü sevgiden korkardı bazen, bazen olmadık bir şeye takardı da soldururdu durup dururken tüm renklerini…

Önce kıza takıldım ben, bir an kendimi buldum belki herkes gibi. Bir fark vardı aramızda ben asla neden diye soramamıştım sana. Ben hiç neden yaptın bunu diye sormamıştım. Ben asla bu kadar cesaretli olamamıştım…

O kadın gibi güçlü olmayı başaramadım… Duyacaklarım için güçlü değildim belki, belki de… Neyse…

Adam dizine yatmıştı genç kızın ve o bir hikâye anlatmıştı adama. Bizde ise farklıydı biraz daha…

Sen çıktığında karşıma bir masal yazmıştım kendimce ve o masalın içine sokmuştum bizi. Sen bilmiyordun hangi masalın kahramanıydın. Göstermiyordum sana; çünkü korkuyordum. Biraz daha zaman diyordum çünkü… Kim bilir sevgimden kaçmanı istemiyordum belki.. Belki biraz daha güvenmek istiyordum ya da… Ya da benim seni sevdiğim gibi sevmeni bekliyordum…

Her şeyi biliyordum.
Evet, biliyordum kalbinde hala yarım parçaları kalan insanları… Biliyordum hala içinde bir yerlerde benim elimi tutarken özlem duyduğunu ve üzülüyordum. Üzüldükçe daha çok korkuyordum.

Sen benim dizime yatmadın ama ben hep sarıldım senin dizine, ellerini saçlarımda gezdirmeni sevdim önce, sarılıp uyurken kokunla masalım(ız)ı yazmaya devam ediyordum ve sen farkında olmuyordun hiç. .Dedim ya hangi masalın kahramanıydın bilmiyordun. Ve bilmiyordun ben tüm masallardan öte anlatıyordum Aşk’ı seninle… Ve anlıyordum…

Anlamaktan öte yaşıyordum…

Küçük bir kız çocuğu çıkıyordu sen yanımda olduğunda; şımarıyordu, nazlanıyordu ama seni çok seviyordu. Küçük bir kız çocuğu her seferinde seninle açıyordu gözlerini ve seninle dalıyordu uykuya…

Sen onun masalının kahramanıydın çünkü. Aşk’tın sen, Hayat’tın çoğu zaman o küçük kız çocuğu içinde, ilk defa Hayat’a bu kadar sıkı sıkı sarılıyordu korkmadan…

Bazen bir rüya görüp korkuyordu mesela ve o korkuyla açıyordu da gözlerini, senin yanında buluyordu kendini. Sen sarıp sarmalıyordun onu ve tüm korkuları kaçıyordu.
Bazen üşüyordu deli gibi, titriyordu da tüm bedeni sen gülümsemenle ısıtıyordun içini.
O küçük kız çocuğu bilmezken Aşk’ı, elini tuttuğun anda haykırıyordun aslında ona…
‘Aşk’ bu diye sevgili.
Ve sen bilmiyordun, bilmiyordun o küçük kız çocuğu seninle açtı gözlerini de mutlu olduğunu fark edip ilk defa gülümsedi.
Bilmiyordun, o küçük kız çocuğu tüm saflığıyla sevdi seni…

Sen bilmiyordun…

Bilmiyordun sen, evet hiç bilmiyordun…
Bilmezdin ki sen hiç,
Sırtını dönüp sarılmanı beklerken nasılda gülümserdi ve sarılınca sen nasılda mutlu olurdu o kız mesela…
Mesela her Pazar, gözlerini açtığında seni gördüğünde yaşadığı mutluluğu ve sen yokken yanında nasılda yan dönemediğini…
Bilmiyordun üşümelerini…

Her gidişin bir özlem, her dönüşün bir panayır yerine döndürürdü yüreğini…
Ve o en çok dönmelerini severdi…
Döndüğünde sana sarılmayı sıkı sıkı, öpmeyi derken, en çoksa koklamayı seni tekrar tekrar, içine çekmeyi…
Severdi…
Sen farkında değildin ya sevgili…
O küçük kız seni çok severdi…

Bu yüzden her dönüşünde saatler öncesinden hazırlanırdı mesela, tüm çirkinliğini kapatırdı boyalarla, gözlerinde bir ışıltı buradayım demeni beklerdi…
Ve masalım(ız)a anlamlar yüklerdi, mutluluk ve gülümsemeler olan… Anlamlar yüklerdi de, sen ve benden çıkar bize dönüşürdü her şey…

Sen bilmezdin, o küçük kız dönerdi arkasını ve beklerdi sarılmanı. Sonra kaldığı yerden devam ederdi yazmaya masalını. Bilmezdi masalların gerçek dünyada farklı yaşandığını. Dedim ya küçüktü daha, yüreği masallara inanmıştı ve seninle birlikte yazıyordu, yazmaktan öte yaşıyordu…

Seninle öğreniyordu Hayat’ı…

İlk şarabı senin ellerinden yudumladı mesela, mesela bu nedenledir şarap aşkı… Dokunduğun her yeri kutsadı sonra, kutsadı ve kapattı…

Kimse o kutsallığa ulaşamadı…

Hani demem o ki, kendi masalını yazdı senin kokunla yatarken geceleri ve sen bilmiyordun sevgili… Bilmiyordun o kız çocuğu tüm şımarıklıklarını sadece sana yapıyordu… Sadece seni görünce aklına gelirdi mesela kanepede uyuyakalmak. Bilirdi çünkü sen kucaklayıp götürürdün onu yatağına… Sen üstünü örter, sarılırdın sıkı sıkı.

Erkenden uykusu gelirdi bu yüzden… Biliyor musun sen terk ettiğinden beri o masalı, geç saatlere kadar oturur oldu o küçük kız çocuğu. Senin kokuna alıştı ya hani bir kere, hani tenine değdi ya teni, hani geceleri arkasını döndüğünde sen sımsıkı sarılırdın ya ona… İşte uyuyamaz ondan dolayı…

Ne zaman yan yatsa mesela sen gelirsin aklına, arkasında koca bir boşluk, ellerinde bir eksiklik, ruhunda bir yarımlık sarıp sarmaladığı anda açar oldu o kız çocuğu gözlerini…

Sen terk ettiğinden beri o masalı gülümsemedi hiç mesela. Sen çok severdin ya hani gülmesini, sakladı onu da… Senin dokunduğun her şeyi sakladığı gibi, onu da kapattı bir karanlığa…

Zaman dedi, zamanı yaşamış bir kadın ona. Ak saçları düşmüştü önüne ve sadece bakıyordu o küçük kıza…
Anlamlandıramadı, ‘zaman’ neyi yapacaktı…

Büyümeni sağlayacak dedi aynı kadın ona…

Büyümek neydi… Bilmiyordu ve eğer büyümek buysa istemiyordu… Ama zaman tıpkı masalını umursamadığı gibi, bu dileğini de umursamadı…

Sen bilmiyordun sevgili, o küçük kız seni çok sevdi…
Çok sevdi, çok özledi…
Büyüdü derken, büyüdü ve saklandı tüm kutsalları sakladığı yüreğin içine…
Aynı dar koridorlara kendini de sakladı.
Kimseye şımarmadı, kimseye gülümsemedi, kimseyi özlemedi, kimseyi sevmedi…
Seni sevdiği kadar…

Kadın bir hikâye anlattım diyordu dizlerime yattığında, adam zor be anne diyerek dert yanıyordu ve o küçük kız masalını da alıp saklanıyordu yaşadığı bedenin içine hiç çıkmamacasına…

Ve sen bilmiyordun sevgili, bilmiyorsun hatta…
O küçük kız saklandığı köşesinde, tüm kutsadıklarınla birlikte yaşıyor hâlâ…
Ve hala aynı saflıkla seviyor seni ya, bunu o küçük kız dışında kimse bilmiyor…
Tıpkı senin gibi…
Sen benim dizime yatmadın ama ben hep sarıldım senin dizine…
Sarılıp kendi masalımı yazdım ve gerçekle masalların farklı olduğunu anladım…

01 Aralık 2008 / Pazartesi
Meral Bilgiç
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ne geliyorsa içinden, o dökülür kaleminden.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım